Bu adres nerdeyse ismimin ayrılmaz bir parçasıydı. Adresin der demez hemen yukarıda adresi betimleyen kelimeler dökülürdü ağzımdan.
İlkokula bu adreste otururken başlamıştım. İlkokulu bu adreste bulunan evimizde otururken bitirdim. Ortaokula yine burada başladım. Ortaokul 2. Sınıf bittiğinde artık bu adres sadece hayallerdeki bir yaşamın parçası olarak kaldı.
Evimizi mi anlatayım, sokağımızı mı? Hepsinde anlatılacak çok şeyler var. Bu sokaktan tanıdığınız meşhur kimseler çıkmadı ki, size onları anlatarak konuya başlasam. Belki o zaman dikkatinizi çekebilirdim sokağıma ve sokağımızdaki evime.
Önce eve girelim, evin odalarından bahçeye, oradan da sokağa adım atarız.
3×3 var mıydı acaba bu odamız? İçinde yemek yediğimiz, soba yaktığımız, ders çalıştığımız, misafirlerimizi ağırladığımız, günlük yaşamımızın geçtiği bu odanın alanı için ben diyeyim 9, siz deyin 10-12 m2.
İki sedir, bir yemek masası, tahta zemin üstünde bir halı. Bu odanın tüm mefruşatı bunlardı. Duvarımız ise, resimden de görüleceği üzere nemli, hatta çoğu kez inceden inceye süzülen suyun oluşturduğu parıltılı bir dekoru ile bize eşlik etmekteydi.
Ailemiz kalabalık sayılır. Anne baba ve 4 çocuk. ağabeylerimden biri Konya’da okuduğu için bu odada 3 kişi kalıyoruz. İki sedir bir de yer yatağı. Yerde yatan ailenin en küçük çocugu, yani benim. Abim geldiği zamanlar evde bir zenginlik olurdu. Yere büyük yatak serilirdi. Nerdeyse tüm aile o yatağa yatardık. Yorganın altına aldığımız el radyosunu ışıkları söndürerek dinlerdik. Çünkü o gün, günlerden Salıdır ve radyoda “Radyo Tiyatrosu” vardır.
21:00’deki kısa haberlerden sonra hemen Radyo Tiyatrosu başlardı. Oyunun yazarı, seslendirenleri ve teknik elemanları teker teker sayılırdı. En son efektteki teknisyenin adı da söylendikten sonra tiyatro başlardı. Her Salı günü Radyo Tiyatrosunu sonuna kadar dinlemeyi ümit etmeme rağmen, sonunu getiremeden uyuyakalırdım. Tabi ertesi günü okula giderken arkadaşlarımın bir gece önce dinlemiş oldukları tiyatroyu sanki görmüşçesine, hatta yaşamışçasına anlatmalarına ben iştirak edemezdim. Fakat önümüzdeki Salı günü mutlaka sonuna kadar dinleyecektim.
Alt kattaki kapı evimizin kapısı, önündeki boşluk ise bahçemizdi. Ne kadar büyüktü o bahçe ben küçükken. Küçük olduğunu düşünmeyin, şimdihayallerime sığmıyor o bahçe. O merdiven var ya; altına en az 10 çocuk sığıyorduk. O zamanlar tahtadan idi. Kenarları kapalı. Boş bir sana yağı kutusuna çaktığımız beyaz bir bezin önünde yaktığımız mumun ışığında karagöz oynatırdık. Yalnız bizim karagözlerimiz biraz dejenere olmuştu. Elimize çok kolay geçen Texas, Tommiks gibi resimli kitaplardan kestiğimiz kahramanlar da hayal perdesinde yerlerini alırdı. Karagöz oynattığımız günlerde çok iyi hasılat elde ederdik. Gazoz kapağı getiremeyen arkadaşlarımızdan cam para da kabul ederdik.
Evimizin arkası ve 14. Sokağın bir bölümü. Bu sokağın adı veya numarası yoktu. Burası da 14. Sokak diye geçiyordu kayıtlarda. Hatta burada da bir 7/C vardı. Postacı nadiren de olsa oranın mektubunu bize getirirdi. İsimden bilirdi kimin nerede oturduğunu.
Bu sokakta futbol oynardık. Sağdaki çatı, bizim evin üstteki katın çatısı. Anlayacağınız gibi evimizin sırtı tamamen toprağa dayalıydı. Belki anlamışsınızdır, duvarımızdan sızan ışıltılı hatta yaldızlı suyun hikmetini.
Eşim sordu: Burada geçen hayatını nasıl anıyorsun?
Cevapladım: Hayatımın en güzel günleriydi!
İnandırıcı gelmemişti ona. Hadi canım der gibi baktı yüzüme.
İnandırmak için başladım anlatmaya:
Çocuklarımızı düşün. Hiç yağmur altında kaldılar mı? Yağmurda bir evin saçakları altına girerek yağmurun dinmesini beklediler mi? Yukarılardan akan suların önünü çevirip havuzlar yaptılar mı? Sıkılmış limon kabuklarıyla Limon oyunu oynadılar mı? Nemli toprak üzerinde bir çivi ile darboğaz (çivi) oyunu oynadılar mı? İstop, yakan top, kukalı saklambaç oynadılar mı? Araba lastiğinden elde edilmiş çember peşinde koştular mı? Hiç teneke, cam kırığı toplayıp, hurdacıya sattılar mı? Kapı önünde çekirdek, yol kenarında su sattılar mı? Kışın sokakta oynarken donmuş ellerini sıcacık sobaya tutarak ısıttılar mı? Bu oyunları oynama ya da bizim yaptıklarımızı yapma şansları var mı? YOK…
Öyleyse bu evde ve bu sokaklarda geçirdiğim yıllarım, benim en güzel yıllarımdı. Keşke benim çocuklarım da böyle güzel(!) yılları yaşasalardı.
Eşim inandı…