Özelleştirme

20 Ara

Temel, Dursun’ a evi satar ve borç da verir…

Az sonra Temel hafiften uyanır gibi olur ve hanımına sorar:

-Yav Fadime, cepte para kalmadı; ev de yok… Bu nasıl alış-veriş?… ”

-Temel ha bu senin yaptığın ev satışı falan değil… Sanki bir çeşit özelleştirme gibi bir şey…”

ÖZELLEŞTİR(E)ME

Türkiye’de özelleştirme uygulamalarına sadece teknik yönüyle bakılmıştır.

• KİT’ler zarar etmektedir.

• KİT’lere devlet kaynak aktarmaktadır.

• Halbuki bu kaynaklar daha verimli yerlere aktarılabilir.

Teknik yönüyle doğru olan bu düşünce, sosyal yönüyle ele alındığında farklı bir mecraya doğru yol almaktadır.

KİT’ler zarar etmektedir = Bilanço tekniği açısından doğru bir ifade. Sosyal açıdan ise yanlış.

KİT’lere devlet kaynak aktarmaktadır. = Sonuç itibariyle aktarmak ZORUNDADIR.

KİT’lerde sayısı her an değişmekte olan işçi memur çalışmaktadır. Bu insanların sıfatı devlet memuru veya devlet işçisidir. Bu insanları oraya devlet almış ise, KİT’in üretim yapıp yapmamasına bakmaksızın kar etse de etmese de bu ücreti ödeyecektir. Kural : Sosyal devlet hiçbir evladını sokağa atmaz.

Halbuki bu kaynaklar daha verimli yerlere aktarılabilir Bu ifade sadece KİT’ler için değil, diğer tüm kamu kurumları için de geçerlidir. Amacı gelir sağlamak olmayan bir çok kamu kuruluşunda 5 kişinin yapacağı bir işi 15 kişi yapmaktadır. Bu herkes için doğru bir görüştür. Fazladan çalışan 10 kişi de aynı tespitte bulunmaktadır. Burası KİT olmamasına rağmen devlet bu 10 kişiye kaynak aktarmaktadır ve aktarmak zorundadır. Çünkü bu 10 kişi devletin evladıdır.

Özelleştirme batıda nasıl başarılı oldu?

Gelişmiş ülkelerde: Bu ülkelerin nüfus yapısı ile Türkiye’nin nüfus yapısı birbirinden farklıdır. Genç nüfus bu ülkelerde az olduğundan, özelleştirilen kurumlardan eleman çıkarılması söz konusu değildir. Çalışan arzı az olduğundan (dolayısıyla işgücüne talep fazladır), ücretlerin düşmesi söz konusu değildir. Zaten sosyal devlet olma özelliğini koruyan gelişmiş ülkelerde refah seviyesini düşürecek ücret politikasının uygulanması mümkün değildir. Öyle ise bu ülkelerde özelleştirme uygulamaları daha az sancılı olarak gerçekleşecektir ve öyle olmuştur.

Sosyalizmden, serbest piyasa ekonomisine geçen ülkeler: Bu ülkelerde özel mülkiyet olmadığından, her işin sahibi devletti. Devlet; vatandaşının iş, aş ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak durumundaydı ve karşılıyordu. Maaşlar ve gelirler oldukça düşük olduğundan refah seviyesi batıya göre yok denecek kadar azdı. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, bu ülkeler, diğer dünya ülkeleri ile karşı karşıya kaldılar. Artık devlet işletmeci olamazdı. Kötü ekonomiden ancak özel mülkiyet ile kurtulabilirlerdi. Çünkü özel mülkiyette daha verimli çalışılacaktı ve refah seviyesi yükselecekti. Nitekim öyle de olmuştur (İstisnalar olabilecektir).

Ne Sosyalist, ne de serbest piyasa ekonomi düzeni uygulayan Türkiye: Türkiye, batı ülkeleri içinde genç ve çocuk nüfusuna en çok sahip olan ülkedir. Bu ise iş gücü arzının yüksek olduğunu göstermektedir. İş nüfusu arzı yüksek olan bir ülkedeki girişimci, istediği ücrette (asgari ücretin altında kalmamak kaydıyla) işçi çalıştırabilir. Türkiye’de yapılan özelleştirmede durum batıdakinin tersine işlemektedir. Batıda özeleştirme, eleman çıkarmamak ve önceki üretimi artırmak şartıyla yapılmakta, buna göre tedbirler alınmaktadır. Gerektiğinde 1 Mark gibi sembolik rakamlarla fabrikalar devredilmektedir. Amaç; istihdamın devam ettirilmesidir. Gerektiğinde gelir seviyesi düşmemesi için, girişimcilere vergi indirimi gibi kolaylıklar da sağlanmaktadır.

Bizde ise Özelleşen işletmelerde çalışanların tamamı başka kurumlara geçirilmekte veya devletçe tazminatları ödenerek işten çıkarılmaktadır. Bir çok işletme üretim yapmak amacıyla değil, rant elde etmek için satın alınmaktadır.

Burada sosyal devlet (Sosyalizmle karıştırılmamalıdır. Batılı her ülke aynı zamanda sosyal devlet olma gereğini yerine getirmektedir); “Ben cepten o kadar para veriyorum. Kâr edemiyoruz. Ama özelleştirme ile bu kadar gelir devlette kalacak. Verimli iş yapacağız” diyemez. Teknik olarak doğru olan bir düşünce, yakın gelecekte açacağı sosyal yaralar nedeniyle, tedavisi imkansız sonuçlar doğuracaktır (Şu andaki buhranın sebebi, özelleştirme uygulamalarına 20 yıldır sadece teknik yönden bakılması sonucudur).

Nedir buhran?

Anne baba ve iki çocuklu bir aile düşünün. Baba özelleştirmeden dolayı işsiz kalmış ya da daha düşük (refah seviyesini düşüren) bir ücretle başka işte çalışıyor. Şimdi bu ailenin yaşadığı yeni durum teknik yönden izah edilemez. Yani, bu vatandaşımızın refah seviyesi düştü ama devlet kâr etti (??!!). Ancak sosyal yönü düşünülürse bu ailenin (bu ve benzeri binlerce ailenin varlığını düşünün) içinde bulunduğu buhrandan çıkış yolları bulabilirsiniz. 20 yıldır özelleştirme uygulamaları devam etmektedir ancak bir sonuca ulaşılamamıştır. 1983 yılında doğan ve üniversiteye giremeyen kız çocuklarımız bu gün iş aramaktadır. O yıl doğan ve üniversiteye giremeyen delikanlılarımız şu anda ordunun bir neferi olarak askere gitmekte ve 2 yıl sonra ise başka bir ordunun, işsizler ordusunun neferi olarak karışımıza çıkacaklardır.

Leave a Reply

Cemil GÖKMEN

Dergahtan içeri eğri girmez